Thursday, July 26, 2012

Hoş Sürprizler ve Etsy'te Hazırlık

Geçen hafta güzel bir sürprizle karşılaştım: origami çiçekleri yaparken kitabını ve tekniğini kullandığım Benjamin Coleman'ın Origami Bonsai Facebook sayfasında, ta Ocak ayında Kağıtlık'a link verilmiş! Geçen hafta ise Pinterest'te ilk kez bir hesap açıp geçen yazımda paylaştığım çiçeklerin resimlerini koydum; resimleri ekledikten bir saat sonra Coleman yine aynı Facebook sayfasında linki paylaştı. Sadece blog yazma değil, blog gezme konusunda bile çok çok acemi olduğumdan sanırım, şaşırıp kalıyorum böyle şeylere. Bana sorsanız internet dipsiz bir kuyu, ben bir taş atsam kim duyar? Ama duyan oluyormuş işte. :)

Bu arada insanın zihninden çok ellerini çalıştırmaya yatkın olduğu bu sıcak günleri kutu ve çiçek yaparak geçiriyorum. Belki biraz yazdan, biraz Ramazan'dan bu ruh hâli; hayat askıya alınmış gibi. Etsy'de geziyorum bol bol, insanların ufacık malzemelerle ne güzel şeyler yaptıklarını görmekten zevk alıyorum. Ben de hem elimde şimdiye kadar biriken, hem de yapmaya devam ettiğim kutu ve çiçekleri satmak için Etsy'de bir 'dükkan' açmaya karar verdim. Detayları öğrenmeye çalışırken bir yandan da bol bol fotoğraf çekiyor, her seferinde bu işin ne kadar zor olduğunu tekrar tekrar anlıyorum.



Bu en sevdiğim yeni kutulardan biri: üstündeki çiçek ve yaprakları suluboyayla boyadığım kağıtlardan katladım, ve bonsailer için topladığım dallardan kopan ufak bir parçayla birlikte kapağın üzerine yapıştırdım.


Geçen sene origamiyle ilk ilgilenmeye başladığımda 'paper quilling' -ya da bir blogda denk geldiğim müthiş çevirisiyle 'kağıt telkâri'- adı verilen tekniği de görmüş, ama üzerinde pek durmamıştım. Bu iş ince kağıt şeritlerinin kıvrılarak şekil verilmesinden müteşekkil. All Things Paper'ın yazarı Ann Martin'in harika çalışmaları geliyor akla. Derken, hem maymun iştahlı olduğumdan, hem de kağıt parçalarını bile atmaya elim varmadığından kendimi öylesine şerit kıvırırken buldum... derken ortaya bu çıktı:


Şimdilik bu kadar; bir sonraki yazımda Kağıtlık'ın Etsy köşesinin açılışını haber vereceğim inşallah!




Tuesday, July 10, 2012

Yaz gelir, origamiye devam!


Kağıtla uğraşmak hiç gitmediğim ana okulunu getiriyor aklıma. Çok fazla insan kağıtla ilgilenmeyi çocuklukla beraber geride bırakıyor, halbuki ben en çok kağıt kırpar, boyar, çizer, katlarken rahatlıyorum. Yoğun geçen ayların ardından elimde koca bir tez taslağı, önümde uçsuz bucaksız bir belirsizlik varken, insanın ne geçmişi (benim durumumda tarihi) ne de geleceği düşünecek hâlinin olmadığı bu sıcak günler, artık elleri çalıştırmak ve zihni dinlendirmek için en uygun zaman.. Ben de kutuları açtım, kırpılmış kağıtları, kullanılmayı bekleyen boyaları, yarım bırakılmış çalışmaları çıkardım tekrar.


İlk iş, daha önce ikisini tamamladığım kartpostal tablolarına devam etmek oldu. Bunları ince birer ahşap çerçeveyle çerçeveletip duvara asacağım. Asıl tabloların minyatür birer kopyası gibi..

Sonra sıra origamiye geldi. Son birkaç gündür çiçek ve yapraklar için epey kağıt kestim, boyadım ve katladım. Coleman'ın kitabını takip etmekle birlikte başka videolara da bakıyorum. Örneğin, "Blue Belladonna" (mavi nergis) adlı bu çiçeğin yapımını Joost Langeveld YouTube'da gösteriyor:

"Blue Belladona"
Langeveld'in kendi origami sitesi, joostlangeveldorigami.nl, detaylı ve geniş bir site, fakat karmaşık ve şemalar çok anlaşılır değil. Origamiyi videolardan öğrenmek, şema çözmeye çalışmaktan çok daha kolay, bu yüzden Langeveld'in youtube videoları, farklı çiçek yapımlarını öğrenmek için bence daha kullanışlı.

Bu arada ben renkler ve boyalarla uğraşıyorum. İlk bonzai denememde guaj boyanın dezavantajlarını keşfetmiştim: fazla katı bir boya olduğundan hem kağıtları katlamayı zorlaştırıyor, hem de kuruduğunda matlaşarak rengi bozuluyordu. Bu kez suluboya kullandım. Suluboyanın ilk zorluğu da fırça izleri oldu; boya neredeyse kağıda değdiği anda emildiğinden fırça izlerine engel olmak zor (origami bahanesiyle sonunda suluboya tekniklerini de öğreneceğim galiba..).


Bir problem de aynı tonu tekrar yakalamak. Bu gül kurusunu kırmızı, yeşil ve beyazı karıştırarak yaptım, fakat birkaç kareyi boyadıktan sonra bu karışım bitti ve aynı tonu tekrar bulamadım. Yine de bu kareler bonzai için yapraklara dönüştüğünde hafif ton farklılıklarının kötü değil, aksine güzel duracağını düşünüyorum.

Öte yandan, ilk kat boya büyük oranda kuruduktan sonra üzerine farklı tonda ve çok daha sulu bir tabaka boyama yapınca bunun kağıda çok güzel bir doku verdiğini fark ettim. Niyetim pürüzsüz boyama yapmaktı ama ortaya çıkan doku beklediğimden daha gerçekçi oldu.

Bu yaprakların yapımı için:  "How to Fold the Olive Leaf for Origami Bonsai"

Farklı renkler denedim; gül kurusundan turuncuya kadar. Bazıları güzel oldu, bazılarıysa komik. Hata yoktur, derdi ya hani Bob Ross, TRT'de keyifli keyifli resim yaparken, sadece küçük mutlu kazalar vardır...

Monday, April 2, 2012

Bahar dokunuşları



Köşe bucak bir bahar temizliği sonrası nihayet uzun zamandır niyetlendiğim bazı şeylerle ilgilenmeye vaktim oldu. Uzak yakın seyahatlerimden geri kalan ve sadık scrapbook'uma girememiş cümle bilet, broşür, kartpostal vesair, pek de incelikli olmayan bir şekilde, aksi takdirde çöpe gidecek bir yapışkan panoyu tıka basa doldurdu... ve ortaya kaba da olsa sevdiğim voyage board'um çıktı:


Bütün bu kağıt hatıraları doldurduğum koca kesekağıdının içinde, 2006'da Prag'dan aldığım altı sayfalık nota kağıtları da vardı. Çekmecenin derinliklerinde düzgün kesilmiş iki karton parçası buldum; her birini birer nota kağıdıyla kapladım...
... ve sonra bunların kartpostallarım için harika arkaplan olacaklarını fark ettim:
Gezilerimizde topladığımız ufak tefekleri bir araya getirip kolaj yapma fikrini aslında bir arkadaşımdan çaldım. Kendisi istediği gibi bir şey yapabildi mi henüz bilmiyorum, ama ben özellikle kartpostallarımı güzelce bir araya toplamayı uzun zamandır istiyordum. Diğer kartpostallarım için de kalan nota kağıtlarımı aynı şekilde karton parçalarına sardıktan sonra her biri için ince, ahşap birer çerçeve almayı düşünüyorum. Böylece hepsini tek bir duvara birlikte asabilir, hâlâ fazlasıyla kişiliksiz duvarlarıma biraz renk katabilirim.


Sunday, March 18, 2012

Bir Resim, Birkaç Kutu


Bu resmi bugün bitirebildiğim için mutluyum; daha doğrusu bunu da yarım bırakmadığım, tamamlayabildiğim için mutluyum. Farklı kalemleri farklı kağıtlar üzerinde bir arada kullanmayı öğretmeye çalışıyorum kendime; bu resim de farklı dokular çalışmak için birçok fırsat sundu bana. Örnek aldığım resim Eger şehrinin 1855 tarihli bir gravürü.

Geçenlerde biraz halsiz, biraz keyifsiz olduğum bir gün birkaç kutu da yaptım. İlk origami bonzaimden artakalan bazı yaprak ve çiçekleri üzerlerine yapıştırınca ortaya bu hoş kutucuklar çıktı.


İlgilenenler için; origami kutu yapımını gösteren bir çok videodan biri: "How to Make an Origami Gift Box" Temel biçim öğrenildikten sonra kutuları çeşitlendirmek kolay. Üstlerine onları daha hoş kılacak herhangi bir şey yapıştırılabileceği gibi, beyaz kağıt kullanıp kalemle süslenebilir, veya kağıtlar istenilen şekilde çizilip boyandıktan sonra da kutu yapılabilir. Tek gereken birkaç parça kare kesilmiş kağıt...


(Bir de biriken bu kadar kutucuğu ne yapacağımı bilsem! Bir süredir gözüm Etsy'de, ama birkaç kutu satmak için böyle bir şeye girmek pek akıl kârı gibi görünmedi bana. Ne yapsam ki?)

Sunday, January 29, 2012

Küçük, komik tesadüfler; ya da Tarihçiyle Dedektifin Tuhaf İlişkisi

-ya da tesadüfî keşifler!

Üzerinde çalıştığınız konularda bazen küçük, komik şeyler keşfedersiniz hani; hiç beklemediğiniz bir anda, hiç beklemeyeceğiniz şekilde bir kitabın satırları arasından bir şey fırlayıverir --bir 'ip ucu'-- ve işte o ipin, aslında çok başka şeyleri nasıl da bağlayıverdiğini fark ederseniz heyecanla. Sanki zaman zaman üzerinde uğraşıp, hiçbir vakit bir sonuca varmadan aklınızın bir köşesine kaldırdığınız bir parçalar, fikirler yığını birden, o satırların arasından çıkıveren o 'ip ucu' ile birleşiverir; bir şeyler bir araya gelir, bütünleşir, ve siz o bütünü mümkün kılan 'ip uçlarını'n nereden geldiğini bilen tek kişi olmanın hafif isterik, heyecanlı tadını duyarsınız. Sadece size ait bir sır gibi, kendi zihninizdeki düşünce ağlarının nasıl örüldüğünü bilen tek kişinin yalnızca siz olduğunuz gerçeğinin verdiği o tuhaf zevk.

Tarihçiliğin büyük oranda 'dedektiflik' olduğu malumdur; kaynaklarda iz sürmek, izlere temkinli yaklaşmak, muhtemel sonuçlar çıkarmak ve ortaya bir tez sürmektir aslında mesele. Bir başkası sizden sonra başka izler bulur, ya da sadece var olan izleri farklı şekilde yorumlar, ve bambaşka bir sonuca varır. Sonuçta ortada gerçek yoktur, muhtemel gerçeklikler vardır; sürekli değişmeye, kabul ve retlere açık, kaypak bir zemin. Araştırmacı, bu çoğu zaman hiç de emin olmayan zeminde az çok tutunabildiğinde, biraz dik durabildiğinde "hatırı sayılır tarihçi" oluyor olsa gerek.

Bir zamandır BBC'nin modern Sherlock Holmes uyarlaması olan Sherlock dizisini takip ediyorum. Şimdiye kadar hiç ilgimi çekmemiş olmasına rağmen -belki biraz da aslında uzun zamandır Viktorya dönemi İngiliz edebiyatı konusuna epey uzak olduğumdan- Conan Doyle'un orjinal roman ve hikayelerini okumak aklımdan bile geçmemişti, fakat yakın zamanda kendimi www.online-literature.com sitesinden bu hikayeleri okurken buldum. Malum, Holmes'un en büyük özelliği 'çıkarım'larıdır; dikkatli gözlem, bu gözlemlerin ortaya çıkardığı kanıksanamaz gerçekler -facts-, ve bu gerçeklerin nisbeten sağlam bir mantık zinciri içinde birbirine bağlanmasıyla olayları çözme yöntemidir bu. Tamamen 'mantıklı'dır, -Doyle'a göre elbette-, tam da bu yüzden sağlamdırlar. Kısaca, ya da başka şekilde söylemek gerekirse, bilimsel bir yöntemdir bu, iflah olmaz şekilde bilimsel.

Daha önce okuyup bitirdiğim fakat tezim çerçevesinde bazı kısımlarına tekrar bakma ihtiyacı duyduğum bir kitapta birden karşıma çıktı Sherlock Holmes. Yazar, görsel malzemenin tarihçiler tarafından nasıl kaynak olarak kullanılacağını etraflıca inceler ve tartışırken birden Sherlock Holmes'la karşılaştım, bir sayfanın başında; derin, tok bir ses, hafif kendini beğenmiş bir tonla konuşurken hem de: "Giysi kollarının önemini anlamanızı asla sağlayamam... ayakkabı bağlarından sarkan büyük mevzuları da."

Aslında kitabın yazarı Peter Burke'ün tarihçilere söylemek istediği şey tam da bu; resimleri, fotoğrafları, imgeleri inceler, onları tarihyazımı için kaynak olarak kullanırken giysi kollarının ne kadar önemli olduğunu unutmayın. Hele ayakkabı bağlarından sarkan büyük mevzuları asla! Sonuçta aynı dönemde benzer konularda resim yapan A ressamıyla B ressamının giysi kollarını resmetme biçimleri pekala iki şahıs -veya dahil oldukları akım, çevre, vesaire- hakkında birbirinden çok farklı sonuçlara götürebilir tarihçiyi. Burke, bunu kendisinden önce söylemiş olan Holmes'un bir tür saygı duruşunu hak ettiğini düşünmüş olabilir, ya da onun bunu söylemek için kendisinden daha uygun bir sesi olduğunu. Haklıdır da.

En tutulan tarihi romanların, kahramanın bir gizemin peşine düştüğü kurgularla yazıldığı malum. İki örnek; biri yabancı, diğeri yerli: Umberto Eco'nun klasikleşmiş Gülün Adı; bir de İskender Pala'nın Katre-i Mâtem'i olsun. Tarihi romanın sabitleri üzerine bina edilmiş iki anlatı -cinayet, entrika, aşk, ve kitap tanıtımı yapılırken kullanılabilecek klişeleşmiş diğer kavramlar. Nihayetinde bir gizemin çözülmesidir kilit nokta; okur çoğu kez hiçbir anlamı yokmuş gibi görünen dağınık kanıtların ortasında bulur kendini, ve roman boyunca yavaş yavaş bir şeyler bir araya gelir, sonunda anlamlı, mantıklı bir şekilde her şey birbirine bağlanır ve okuyucu bir rahatlama hissiyle kapatır kitabı, çünkü gizem çözülmüştür.

Tarihçi de aslında böyle yol alır; tarihî romanın okuru gibi. Çalışacağı konuya ve döneme göre, kendisini bir sürü darmadağın, görünüşte birbiriyle bağlantısı olmayan bir sürü kaynağın -izin, kanıtın- ortasında bulur. Yapılacak şey bellidir: kaostan anlam çıkarmak. Romanın ön ve arka kapakları gibi, belirlediği zaman aralığı onun başlangıç ve bitiş noktalarıdır. Ama aradaki en büyük fark, tarihçinin aynı anda hem okurun, hem de yazarın rolünü üstlenmesidir; kurguyu yapacak, "tarihi yazacak" olan odur, bunu yapmak için "okuyacak" olan, ve bu süreçte her hayal kırıklığını ve her keşfin heyecanını yaşayacak olan da o.

(Tarihle edebiyatın karmaşık örgüsünü çözmeye, tarihe bilim kisvesi altında mumele edip onu edebi köklerinden ayırmaya çalışmak en hafif tabirle absürddür fikrimce. Adı "tarihyazımı" olan bir uğraş, edebiyattan ne kadar çözülebilir ki zaten?)

Tarihçilik bir anlamda dedektiflik, evet. Fakat olayları çözdüğü kadar kurgulayan da bir dedektif tarihçi. Tarihçiden azade tarih yoktur çünkü; geçmiş vardır yalnızca. Galiba tarih bir yerde, geçmişe bakış açılarımıza verdiğimiz isim sadece. Aradaki fark bu.

(Küçük keşifler birden büyüdü; çünkü bu yazıyı yazarken ben, üniversiteye başladıktan tam yedi sene sonra, ilk kez birinci sınıfta karşılaştığım merkezî bir tarihyazımı problematiğine kendi cevabımı -ya da kendi kabul ettiğim cevabı- buldum.)

Kendisinde böyle konularda -dir'li, -dır'lı cümlelerle yazma hakkını gören hafiften ukalalığı da haiz..

Wednesday, January 25, 2012

Origami Bonsai



İlk "origami bonsai"m. Kağıt, guaj boya, yapıştırıcı ve tırnak cilası-- sonuncusu bu iş için satın aldığım tek malzeme. Bu çiçek ve yaprakların katlanışı Benjamin J. Coleman tarafından bulunmuş ve internet ortamında paylaşılmıyor. Fakat kitap -Origami Bonsai- çok cüz'i bir fiyata Amazon.com'dan temin edilinebilir. (Tırnak cilası yapraklarda işe yarasa da, daha önceden hazırladığım çiçekleri gereğinden fazla parlattı. Bu yüzden hazır yaprakların bir kısmıyla birlikte, üç açmış çiçeği de bu bonsai'ye eklemedim. Pek gösterişli görünmüyor -daha uygun bir dal ve guaj/tırnak cilası formülünden daha işe yarar bir boya ile sanırım daha komplex ve hoş bonsailer yapmak mümkün olacak.)

My first origami bonsai. Made of ordinary paper, guache paints, glue, and nail polish as an extra touch. Folds for the blossoms and leaves are designed by Benjamin John Coleman and are not shared on the Internet. The book Origami Bonsai, however, can be bought for a very reasonable price via Amazon.com.



Guajın beklenmedik bir etkisi, kururken matlaşıp kağıdı da büzmesi, böylece "bud" tipi çiçeklere gül tomurcuğu havası vermesi oldu.
An unexpected effect of guache paints: as it dried on the "bud", the color lost its vividness and turned this one into a rose bud.



Yaprak ve çiçekleri kuru dala yapıştırmaya başlamadan önce -üç farklı boyutta yaprak katlamıştım- kaba bir plan yapma ihtiyacı hissettim. Hızlıca dalı çizdim, çiçek ve yaprakları yerleştirdim.. derken biraz kaptırdım. Birkaç gündür kaleme uzanmak istiyor, fakat ne çizeceğimi tam olarak kestiremiyordum; hazır boyaları elime almışken biraz karaladım. Kuru boyaları neden sevdiğimi de böylece tekrar hatırladım.


I felt the need to make a plan for the assembly before attaching the leaves and blossoms to the twig. I quickly sketched the twig and made a rough drawing of the bonsai I envisioned; but then I reached for the color pencils, quite needlessly, I might add... and got carried away. I've been wanting to sketch these past few days, and once I got the excuse, I siezed the opportunity. Reminded me of why I love colored pencils so much.




Elimde fazla yaprak ve çiçekler kaldı, bir de gayet dikenli bir kuru dal... Fakat şimdilik benden bu kadar!

Saturday, January 21, 2012

Yapraklar, Çiçekler...


İlk 'origami bonzai' yavaş yavaş bir araya geliyor.
The first 'origami bonsai' is slowly coming together.

Tuesday, January 17, 2012

Notlar

Önce, (nisbeten) yeni iki kitap:

-Şehir ve Kültür: İstanbul, 2010 yılında İstanbul İl Kültür ve Turizm Ajansı'nın katkılarıyla basıldı. Kitap, Ekim 2011'de gözden geçirilerek ve bir ekstra bölümün eklenmesiyle bu kez Profil Yayınları'ndan çıktı. İstanbul yazarlarından akla ilk gelenlerin hemen hepsi bu kitapta bir araya gelmiş: Murat Belge, Haluk Dursun, İlber Ortaylı, Beşir Ayvazoğlu, Sinan Genim... Ortaya kapsamlı ve kolay okunan bir "İstanbul şehir kültürü" kitabı çıkmış.

Kitabın 2010 basımının .pdf hali, İstanbul İl Kültür ve Turizm Ajansının sitesinde mevcut: http://www.istanbulkulturturizm.gov.tr/belge/1-93628/sehir-ve-kultur-istanbul-kitabi.html

-Bizans: Yapılar, Meydanlar, Yaşamlar, görür görmez aldığım bir kitap. Bizans tarihi araştırmalarının zaten seyrek olduğu bir alanda bu toplama, IFEA'da 2005 yılında gerçekleşen bir dizi Bizans tarihi konferansının sunumlarını içeriyor. Sanıyorum 'Konstantiniyye'yi sahiplenişimizde 'Constantinople'ü göz ardı etmek içine sinmeyenler, bu kitabı zevk alarak okuyacaklardır.

Ocak ayı Toplumsal Tarih'inden notlar:

-Edhem Eldem, L'Illustration'dan Seçmeler köşesini genişletip, Henriette Browne adlı bir İngiliz ressamın İstanbul resimlerini incelemiş. Hem Oryantalism okumasına, bir kadın fail dahil olunca neler olduğuna değinmiş, hem de makalesi, görsel materyalin tarihyazımı için nasıl kaynak olarak kullanılabileceğine harika bir örnek teşkil etmiş.

-Ana dosya, Türkiye'deki arşivler meselesi. Bu makale oldukça aydınlatıcı ve bilgilendirici; Türkiye'de siyasetçiyle tarihçi arasındaki gerilimli ilişkiye yönelik yorumlar bir yana, bu dinamiklerin arşivlerin açılıp kapanmasına etkileri, ve tabii ki, ana başlıklar altında, Türkiye'deki en geniş arşivlerin hangileri olduğu anlatılmış.

-Arkeolojiyle ilgili iki çalışma var: Alamut ve Harput üzerine. Ayrıca, Yenikapı'daki kazı çalışmalarındaki son durum üzerine genişçe bir yazı da kaleme alınmış, ki büyük bir merakla okudum. (Ve yine 'acaba arkeoloji mi okusaydım?' sorusuna geri döndüm. Arkeologlar tarihi ellerinde tutarken, biz tarihçiler üstünde uçuyoruz galiba.)

-Son sayfada, bir kitaptan üç kısa alıntıya yer verilmiş: Konuşan Paralar: Tarih Boyunca Anadolu Kentleri ve Sikkeleri adlı kitapta farklı kentlerden sikkeler ve bu sikkelerle ilintili efsaneler anlatılmış. Alıntılanıp anlatılan üç sikkenin de çok eğlendirici hikayeleri var: biri, Çanakkale Boğazı'nın iki kıyısında yaşayan iki sevgilinin hazin hikayesi, biri ikinci eşinin yalanına inanıp kendi çocuklarını bir sandığa kilitleyerek nehre bırakan kralla ilgili, ve üçüncüsü de Büyük İskender'in Smyrna'yla ilgili rüyası hakkında.


-Diğer iki önemli konu, Dersim'le ilgili iki çalışma, ve Mete Tunçay'ın (tabii ki) 'Türkiye Solu' ile ilgili bir makalesi.