Monday, July 10, 2023

Geri döndüm...



Merhaba...

Bunca yıl sonra da geri dönülür mü - değil mi?

Dönülür elbet ama umarım burada olan bu değildir- "geri dönmek" yani. Hiç istemem zira 2016'ya geri dönmek. Bazen dün gibi geliyor bundan beş, yedi, on sene önceki bir an; bazense kendimi ezelden beri yaşıyor gibi hissediyorum. "Yaşlı" değil ama...çok, çok uzun zamandır yaşıyor gibi. Bir tür kaplumbağa gibi.

Yine de zamanın akışına direnmiş şeyler var elbet. Değişiyoruz, dönüşüyoruz, ama bazı sabitlerimiz var demek, hamurumuzda olan şeyler (bu aralar seramik hamuruyla uğraşıyorum, hamur metaforları biraz zihnimin ön planında haliyle.) Bu bloga zamanında başlamış olmaktan çok mutluyum mesela; dönüp ilk yazılarıma bakıp gülümsüyorum, bazen "yahu ne kadar uğraşmışım" diye hayret ediyorum. Var olan tek his, "iyi ki yapmışım bunu." Nostalji veya geri dönme arzusu duymadan gülümseyerek geçmişe bakabilmek bir olgunlaşma emaresidir belki.

Her ne ise, Kağıtlık'ta hayat felsefesine çok mahal yok. "El işi" blogu burası.

Bu geçen yıllarda neler yaptı ellerim? 

Kesti, biçti, dikti, söktü, boyadı, şekil verdi, kırdı, yeniden yaptı; beğenmediğini çöpe attı, çöpe attığına acımamayı öğrendi. Çaktı, yapıştırdı, yırttı, ölçtü - Allahım, ne kadar çok ölçtü!- ve o kadar ölçmeye ne kadar çok yanlış biçti!

Çok fazla şeyi ilk seferde beceremeyeceğini,

İlk defa yaptığı şeyin harika olmayacağını,

Elinden çıkan her şeyin değil ama herhangi bir şeyin (hele de bu günde ve zamanda) pekâlâ da paylaşılabileceğini,

Yarım bırakmanın, vazgeçmenin, çok fazla farklı şeyle ilgilenmenin, bize ezberletildiği gibi "başarısızlık" veya "maymun iştahlılık" falan olmadığını,

Yani aslında resim, dikiş, suluboya, akrilik, guaj, origami, quilling, minyatür maket... hakkında olduğu kadar kendim ve hayat hakkında da bir sürü şey öğretti bana - çok şükür.

Şimdi, bence asıl soru şu tabii: bu blog nedir, ne işe yarar? Bir kaplumbağa olarak şu sosyal medya çağında ne benim tutorial'lar, videolar falan çekip bu hıza ayak uyduracak enerjim, ne de bunca sesin ve kalabalığın içinde bana ihtiyaç var. Peki, bu blog niye (hâlâ) var? Vallahi iki sebepten: birisi tıpkı şimdi olduğu gibi, yıllar sonra dönüp bakınca ellerimin ne yaptığının şöyle bir dökümünü alabilmek, biraz olsun kendimi takip edebilmek, "vay be, iyi ki yapmışım" deyip güzellikleri hatırlama isteği. Diğeri ise bir o kadar basit ve bencilce - sâfi paylaşma ihtiyacı. Aksi takdirde bu dediklerimi kendi kendime özel bir blogda da yapabilirim.

Bu kadar laftan sonra -nihayet- sadede geleyim.

2022'nin sonlarında Domestika'da bir minyatür maket (ki bu terim çok da içime sinmiyor) dersi aldım. Çok ilginçti, uzun zamandır mini mini işlere bakıp hayranlık duyarım ama hiç de içimden "ben de yapmak istiyorum" diye bir şey geçmemişti. Honey.thistle'ın dersinin trailer'ını görünce ne oldu, nasıl olduysa eridim bittim, "ben de istiyorum!" yükseldi içinden, hiç durmadım. Zamanıymış demek. Velhasıl yaklaşık bu senenin başından beri ufak ufak(!), yavaş yavaş minyatür maket yapıyorum. Zor muymuş - eh, aslında ilk kez uğraşmaya başladığım herhangi bir şeyden daha zor değil. Gerekli malzemelere gidecek masrafı gözden çıkarmak, ilk minyatür mobilyamı yapmaktan daha zor oldu açıkçası. Yıllar içinde damdan düşe düşe öğrendim bunu: bir işe başlıyorsan -özellikle de yeni başlıyorsan- doğru malzemeyi alacaksın. Onun yerine bunu, şunun yerine ötekini kullanıp masraf kısarak "vicdanımı rahatlatma" çabasının uzun vadede sadece zaman kaybı, can sıkıntısı ve hayal kırıklığıyla sonuçlandığını tekrar tekrar tecrübe edince, bunun, hevesle giriştiğim yeni uğraşının bütün mânâsını yok ettiğini fark ettim.

Bu kanaate varmadan önce minyatürde de tecrübe ettim ama bunu tabii. Maket için satılan ahşap levhalar hiç de ucuz değil, ne yapsam derken YouTube'da dondurma çubuklarına denk geldim (evet, ilk defa. Etrafımda küçük çocuk yok benim, bir tek ben varım, nispeten münzevi bir kaplumbağa). Ve ilk minyatürümü çubuklarla yaptım.


Gerçekten çok zorlandım, o çubukları kesmek ne kadar zormuş! Hepi topu iki milim kalınlığında da olsa ahşabın liflerinin dikine kesmek çok zor; paraleline ise çok kolay ama bu kez de yarılıyor çubuk. Maket bıçağıyla zaten zor ama testereyle de öyle daha kolay falan olmadı yani. Epey ter döktüm kısacası.

Ne oldu peki? Hiç içime sinmedi. (Yapmaya çalıştığım kitaplık "mid-century modern" tarzdaydı, benimki düpedüz rustik hatta direk hurda oldu). Çubuklar yaklaşık 2 cm eninde, e mecburen yan yana yapıştırmak durumunda kalıyorsun, bu da ufacık şeyin görünümünü çok etkiliyor. Uzunca bir müddet hesap kitap, epey tereddütten sonra verdim balsa levha siparişini. "Balsa levha" denen şey efendim Amerika'da yetişen bir tür ağaçtan elde edilen ahşapmış, özelliği de çok yumuşak ve esnek olmasıymış. İyi de güzelim Türkiyemde ağaç mı yok ahşap mı, ıhlamur, ceviz, kavak vs. artık hangisi uygunsa niye ve nasıl bunun makul bir alternatifi yok? Her neyse, elimdekiler bittikten sonra artık bir marangoz mu bulurum, bir bilene mi sorarım, illa ki vardır şöyle incecik ahşap levhalar kesebilecek bir yer. Çünkü kesmesi kolay olsa da aynı zamanda biraz da fazla narin buldum balsayı. Sert köşeler  kesemiyorsun, es kaza elin değse aşınıveriyor, köşeler zedeleniyor, en siniri de boyadığında kururken eğilmesi. Neyse, bulacağım formülünü inşallah, bu daha deneme-yanılma aşamaları...

Bu dolap ve sandalye ikilisi de balsayla yaptığım ilk minyatürlerim.





Sandaleynin sırtı ve oturma yeri eski bir kemerden.

Efendim minyatürler tabii belli bir oranda yapılıyormuş, 1:16 veya 1:12 gibi - basitçe, yapılan objenin gerçek ebatının istenen oranda küçültülmüş hali. Yukarıdaki dolap ve sandayle 1:12 oranında, ama hem yaparken epeyce zorlandım, hem de gözüme beklediğimden biraz fazla ufak göründüler. O yüzden, bir sonraki projemde 1:10 kullandım ve çok daha memnunum sonuçtan.Tarz da çok daha farklı, ama artık o da daha sonraki bir yazının konusu olsun..

Haydi bakalım, Kağıtlık, bu uzun aradan sonra ikinci siftahımız hayırlı olsun. Çalıp söyleyelim kendi kendimize!